Kökleri betona hapsolmuş ağaçlar / Trees which the roots are imprisoned in the concrete

2014

46x120cm

kağıt üzeri kalem / pencil on paper

detay / detail

Bu iş 2014 yılında yazdığım "Amaçsız Çocuk" kitabındaki bir olaydan yola çıkarak yaptığım bir çalışma. Kitaptaki bölüm aşağıdadır.

Sadece kafasını ve gözlerini hareket ettirerek izleyebildiği doğa, kendini sakince toparlamaya ve temizleye başladı. Havadaki bütün karanlık yavaşça yere düştü ve gökyüzü ayan beyan ortaya saçıldı. Gök masmavi, görüş mesafesi bir cam gibi tertemiz olmuştu. Arada hafifçe esen rüzgar havadaki ve karadaki bütün kara tozları süpürerek yeryüzünün griliğini olabildiğince ortaya çıkarıyordu. Ama arada sert estikçe, betonun tamamen içine alamadığı, bir kısmı açıkta kalıp kuruyarak paramparça olmak üzere olan ağaçları, koca yapraklar ve meyvelerin kuru saplarını aşındırıyor ve parça parça kopararak beraberinde sürüklüyordu. Gezegenin her hücresini parçalara ayırıp yıkan ve acı izler bırakıp şiddet uygulayan karışıklıktan sonra artık her biri, geçen zamanın aynasına dönüşen cansız ağaçlar, meyveler, kara toprak, kara toz ve gezegenin üzerinde açıkta kalan herhangi bir şey, zaman geçtikçe ve rüzgar sert estikçe yeryüzünden silinmeye başladı. Bir süre sonra hızı ve şiddeti önemsizleşen her esintiyle beraber, gri betonun üzerinde kalabilmeyi başarmış ne varsa, fiziksel olarak mekandan tozlaşarak ayrılırken, beraberinde gölgelerini de götürüyordu. Dolayısıyla bu durum, Amaçsız çocuğun zaman ve mekan algısını yavaştan kaybetmesine yol açarak, şimdiye kadar koruduğu akıl sağlığını da yitirmesine ve kendisinin de bir anıya dönüşerek kuruduktan sonra yavaşça parçalanarak yok olmasına, en azından düşünce bazında zemin hazırladı; çünkü o da ağaçlar gibi gezegen üzerinde yaşayan ve yıkımdan büyük hasarlarla çıkan bir canlıydı.

 

(Amaçsız Çocuk, Sayfa 76)